Dünyada emperyalist klikler arasındaki hegemonya savaşlarının boy gösterdiği ve halklara yönelik saldırıların arttığı bir dönemden geçmekteyiz. Emperyalizme göbekten bağımlı işbirlikçi Türk burjuvazisinin iktidardaki temsilcisi AKP-MHP kliğinin iktidarını güçlendirme ve iç cepheyi tahkim etme politikaları doğrultusunda burjuva muhalefete saldırması, egemen Türk sınıflarının arasındaki çelişkilerin gün yüzüne çıkması dünyadaki çatışmaların yansıması halinde gelişmektedir.
Uzun süredir işçilere, emekçilere, ezilen Kürt ulusuna, halklara, gençliğe, kadınlara ve LGBTI+’lara yönelik baskı ve şiddet politikalarının artması bu doğrultuda gelişmektedir. Emperyalizmin ve kendi hesaplarının çıkarları doğrultusunda iktidarını tahkim etmeye çalışan AKP-MHP iktidarı burjuva hukukunun bile esamesini okumayarak iki gün önce bir gecede üniversite kapatmış, burjuva muhalefet CHP’ye yönelik “Mutlak Butlan” kararı çıkararak yargı eliyle 38. Genel Kurulunu iptal ettirmiştir. Derinleşen çıkmazda yönetim krizini saklayamamakta zirveye ulaşan işbirlikçi kapitalist sistem hukuk sınırlarını alt üst etmekteki marifetini her geçen gün kanıtlamaktan geri duramamaktadır.
Hukuk ve yargının tarafsız ve sınıflar üstü değil bizzat egemen sınıfların halkı teslim almak ve dönemsel rakip burjuva klikleri tasfiye etmek için elde oyuncak olduğu bir kez daha gözlerimizin önüne serilmiş, işbirlikçilerin çaresizliği tekrardan ifşa olmuştur. Özellikle TC devletinin burjuva hukukunu bile tanımadığı faşist niteliği yeni örneklerle ispatlanmaktadır. İktidarlarını sağlamlaştırmak, sömürüden pay alabilmek ve halkı sindirmek için girişilen yarışta yaşanan bu çaresizlik gündeme tekrar damga vururken burjuva klikler halkı manipüle etmeye ve yılgınlığa sürükleme politikalarını elbette elden bırakmayacak ve çırpınmaya devam edecektir.
Özellikle halk gençliğine yönelik manipülasyonlarda göze çarpan bu yıldırma ve çaresizliğin örüldüğü sınırlara hapsetme girişimlerine tanıklık ettik. 19 Mart’tan ODTÜ Devrim Yürüyüşü’ne sokakta ve kampüslerde bizler geleceksizliğe, yoksulluğa mahkumiyete ve irademizin, sözümüzün ise geçersizliğine inandırılmaya çalışıldık. 19 Mart’ta bu korku duvarlarını aştığımız takdirde burjuva siyasetin çıkarları doğrultusunda artan öfkemizin sistem sınırlarına, daha açık olmak gerekirse “sandık” sınırlarına çekildiği gün gibi ortadadır. Bugün de burjuva kliklerin arasında kızgınlaşan çelişkiler halkta kafa bulanıklığına yol açmakta, çıkış yolumuz karartılmaktadır.
Sistem içi hak arayışlarının geçersizliği bu döngüde kendini sürekli kanıtlamıştır. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ile fitillenen 19 Mart fırtınası, gençliğin sistemle arasındaki çelişkilerin kızışmasıyla biriken öfkesinin sokaklara taştığı bir atmosferdi. İstanbul Üniversitesi’nde aşılan korku barikatı sokağa çıkan bizlere umut olmuş ve faşizme karşı mücadele birçok şehirde yükseltilmiştir. 19 Mart’la beraber süregelen eylemlerin eksikliği de ortadadır. Bunlar devrimci güçlerin yetersizliğinden ve tartışılarak ders çıkarılması gereken birden fazla sebepten kaynaklanırken sistemin çizdiği sınırların tartışılması ve gençliğin bilinçlenmesi olumludur. Zira umut ve cüret kavramlarının bilince çıkarılması sistem içinden çıkabilmenin anahtarıdır. Tam da bu noktada CHP’nin ve kendisine yedeklenen diğer burjuva muhalefetlerin sokağı hak arama alanından kendi çıkarlarını besleyen miting alanlarına dönüştürme çabaları anlam kazanmaktadır. Bilince çıkarılan burjuva siyasetine karşı irade gösterme biçimleri sandık siyasetine hapsedilmeye çalışılmıştır. Tüm bu tekrarlamalar tesadüf değil, değindiğimiz sınıfsal karakterlere bağlıdır.
Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden egemen sınıflara karşı halkın çıkarlarını kendi devrimci talepleriyle sahiplenmesi ve kurtuluşunu kendi eseri yapabilmesi gerekmektedir. Aksi sınıfsal gerçekliğe uymamakla beraber parola 18 Mayıs’ta andığımız ama onu anlamanın her gün fikirlerini yaşatmak olduğunu vurguladığımız İbrahim Kaypakkaya’dır. İbrahim parlamentarizmin, reformizmin ve çürümüş sistemin bize çizdiği tüm sınırların aşılmasında devrimci kopuşu temsil etmiştir. Halk düşmanı kesimlerin ona olan korkusu bu temelde yükselmiş ve ezilenlerin zulüme karşı umudu bu temelde yeşermiştir. Bugün onu anabilmek, onun takındığı bilimsel ve devrimci tutumu takınmaktır. Sürüklendiğimiz çaresizlikten, sistem içine hapsedilen geleceğimizden çıkmanın yani yarını kazanmanın yolu onun da yaptığı gibi bize bir şey vaat edemeyeceği kesin olan burjuvanın ahırından, siyasetinden ve ideolojisinden kopmaktır.
İbrahim Kaypakkaya’nın da açık bir şekilde ortaya koyduğu işbirlikçi burjuvazinin faşist Türk Devleti’nin kuruluşundan itibaren süregelen hakim rolü göz önüne alındığında iktidardaki temsilci hangi parti olursa olsun halk düşmanı politikaları ortadadır. Zilan, Dersim katliamları, Mustafa Suphi’lerin katledilmesi, grev yasakları, faşist askerî cunta, “Hayata Dönüş” Operasyonu, yoksulluğa mahkum edilen emekçi halk kesimleri kuruluşundan bugüne işbirlikçi burjuvazinin özünde değişmeyen halk düşmanı pratiklerinin örnekleridir. Bu gerçeklik günümüzde burjuva kliklere yedeklenmenin sonucunun nereye varacağını açıklamaktadır. Nitekim “Mutlak Butlan” kararıyla beraber kendini devrimci/sosyalist olarak tanımlayan ama revizyonizmin çukurundaki çevrelerin CHP kliğine yedeklenerek ve burjuva siyasetini yeniden üreterek, sınıfsal gerçeklikleri çarpıtıp kişiler üzerinden tartışması dolayısıyla sistemi değiştirmekten ve halkta yaratılan bilinç bulanıklığına çözüm üretmekten çok uzak olduklarını belirtmek zor değildir. Aksine, egemen sınıfların iç cepheyi tahkim politikalarını beslemektedirler. Devrimciler sermayeyi hangi kliğin, kimin temsil edeceğiyle değil halkın çıkarları doğrultusunda sistemi değiştirecek çözümlerle ilgilenmek zorundadır. Görünürde beylik laflarla devrim naraları atan reformistlerin maskeleri böylece düşerken arkasındaki uzlaşmacı ve fırsatçı yüzler gün yüzüne çıkmaktadır.
Dolayısıyla gündeme “burjuva unsurlar arasında çatışma” diyerek sırtımızı dönemeyiz, dönmemeliyiz. Halk gençliğinin bugün görevi örgütlenmek, karartılmaya çalışılan çıkış yolunu işaret etmek ve yaratılan korku iklimini dağıtarak egemenlerin manipülasyon girişimlerini bulunduğu her yerde teşhir etmektir. Gündemi politik okuyabilmek ve sistemin karşısında güçlü bir politik hattı inşa edebilmek, “Geleceğimiz Örgütlülüğümüz!” şiarını benimsemek önem kazanmaktadır.
Geniş halk kesimlerinin taleplerini ve gençlik olarak demokratik taleplerimizi devrimci bir çizgide ısrar ederek yükseltmek bizi burjuva kliklere yedeklenmeden kendi öz gücümüzden kuvvet alarak önünü görebilen bir örgütlenmeye kavuşturacaktır.
Faşizme Karşı Omuz Omuza!
Hak Verilmez Alınır, Zafer Sokakta Kazanılır!
